On Gözlü Köprü

Tarihin Amedi Şehri – Diyarbakır Gezi Notları

Asurluların Amedi Şehri Diyarbakır

Kayseri gezisinden sonra Güney Ekspresi ile Diyarbakır’ a geçmeyi planlamıştım. Tren garında 3 saatte yakın can sıkıntısı ile bekleyişten sonra trenin düdüğü ile kendime geldim. Neyse ki kuşetli vagonda bilet aldığım için sabaha kadar uyuyarak geçirdim. Uyandığım zaman Hazar Gölü manzarası beni karşıladı. Öğlen gibi trenden indiğim gibi konaklama için ayarladığım öğretmen evine gittim. Konaklama deneyimimin pek keyifli olduğunu söylemeyeceğim. Kaldığım yeri merkezi olduğu için tercih etmiştim ancak Ağustos ayının sıcağında, kliması olmayan bir yerde kalmanın nasıl bir şey olduğunu tarif etmem oldukça zor. Siz düşünün.  diyarbakır

Eşyalarımı bıraktıktan sonra, önceden gezmek için belirlediğim yerleri görmek için şehirde dolaşmaya başladım. Hepsinden önce size birazcık Diyarbakır’ ın tarihinden bahsetmek istiyorum.  diyarbakır

Hz. Süleyman Cami ve Surların bir bölümü

Diyarbakır Tarihi

Mezopotamya ile Anadolu medeniyetlerinin geçiş bölgesinde olan Diyarbakır’ ın tarihi çok eski devirlere dayanmaktadır. Yontma Taş ve  Mezolitik devirlerde Diyarbakır ve çevresinde var olan mağaralardan burada yerleşim olduğu yapılan arkeolojik araştırmalar ile anlaşılmıştır. Eğil – Silvan  yakınlarındaki Hassun Dicle Nehri ve kolları üzerinde Ergani yakınlarında Hilar mağaralarında bu çağdan kalma kalıntılar tespit edilmiştir. Şehrin 65 kilometre kuzeybatısında Ergani ilçesi yakınlarında yer alan Çayönü Tepesi kazılarında, dünyanın en eski köyü bulunmuştur. Çayönü’ndeki insanlar zamanla göçebelikten yerleşik köy yaşama, avcılık ve toplayıcılıktan besin üretimine geçmiştir.  diyarbakır

Aramice Dua Kitabı

Şehrin kent merkezinde, MÖ 3000 Hitit  ve Hurri – Mittani egemenliği yaşanmıştır. MÖ 1260 yılına kadar egemenliklerini sürdüren Hurri-Mitaniler’ den sonra sırasıyla Asurlular, Aramiler, Urartular, İstikler, Medler, Persler, Makedonyalılar, Selevkoslar, Partlar, Ermeniler, Romalılar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Hmadaniler, Mervaniler, Selçuklular, İnanoğulları, Artuklular, Eyyübiler, Moğollar, Akkoyunlular, Safeviler ve Osmanlılar Diyarbakır’a egemen olmuşlardır.

 Diyarbakır’da Gezilecek Yerler

  • Ulu Camii
  • Dört Ayaklı Minare
  • Mesudiye Medresesi
  • Meryem Ana Kilisesi
  • Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi
  • Hasan Paşa Hanı
  • Sülüklü Han
  • Diyarbakır Surları
  • On Gözlü Köprü
  • Gazi Köşkü
  • Hz. Süleyman Cami

Ulu Camii

Bir yapı düşünün ki tarih boyunca tek amaca hizmet edecek. O da; ibadet… Evet Roma döneminden kalma bu yapı Ulu Camii. 639 yılında Diyarbakır’a egemen olan Müslüman Araplar tarafından şehrin merkezindeki en büyük mabed olan Mar Toma Kilisesi’nin camiye çevrilmesiyle oluşmuştur. Cami duvarları çeşitli uygarlıkların izleriyle doludur… Selçuklu, Artuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu ve Osmanlı dönemlerinden kalma 20 kadar kitabe vardır. 11. yüzyılda Ulu Camii’ yi gören gezgin Nasır-ı Hüsrev, ” Ulu Camii bu kara taşla yapılmıştır. Öyle mükemmel bir yapıdır ki ondan daha düzgün, ondan daha sağlam yapılmasına imkan yoktur. Caminin içinde iki yüz küsur taş direk vardır. Her direk yekpare taştandır. Direklerin üstüne, hepsi taştan olmak üzere kemerler yapılmıştır” olarak betimler.

Ulu Cami, avlusundaki şadırvanı, çeşitli dönemlere ait kitabeleri, güneş saati, ibadet yeri olarak Hanefi ve Şafii mezhebi bölümleri ile İslam alemi için önemli bir yere sahip.

Erken İslam döneminin ünlü Şam Emeviye Cami’nin (benzerliklerden dolayı) Anadolu’ya yansıması olarak yorumlanan Diyarbakır Ulu Cami, İslam aleminin 5. Harem-i Şerifi olarak kabul edilmektedir. Ayrıca camide sibernetiğin babası olarak kabul edilen ünlü bilgin El Cezeri‘nin yaptığı güneş saati bulunmaktadır.

800 yıllık bir geçmişe sahip olan Güneş Saati, halen yıllara devam okumaktadır. Ulu Cami avlusunda bulunan bu saat zamanı göstermeye devam ediyor. Güneş saati, başlıklı sütunla bir mermer üzerine yerleştirilen metal çubuğun, güneşin hareketiyle birlikte çevresinde dönen gölge sayesinde zamanı gösteriyor ve halen işlevi sürdürmektedir.

Dört Ayaklı Minare

1500 Yılında Akkoyunlu Kasım Bey tarafından yaptırılan Şeyh Mutahhar Cami dört sütun üzerinde inşa edilmiş minaresiyle ilginç anıtlardandır. Diğer minarelerden farklı olarak camiden bağımsız olarak inşa edilmiştir. Yöreye ait olan siyah ve beyaz taşlardan inşa edilmiştir.

Dört Ayaklı Minare ve Şeyh Mutahhar Cami

Söylentilere göre farklı zamanlarda minarenin altından 7 kez geçildiğinde, geçen kişinin dileği kabul olurmuş. Minare, Hasan Paşa Hanı’ nın yanındaki dar bir sokakta bulunmaktadır. 500 yıldır ayakta kalmayı başarmış bu yapıyı mutlaka görmelisiniz.

Mesudiye Medresesi

Mesudiye Medresesi, Ulu Cami ile bitişik bir konumdadır. 1198 yılında Artuklu Emiri Ebu Muzaffer Sökmen zamanında inşa edildiği, üzerinde bulunan kitabede yazmaktadır.

Medrese, çeşitli ilimlerin öğretildiği Anadolu’nun en eski ve ilk üniversitesidir. Bu medresede astronomi, tıp, matematik, biyoloji, kimya, ilahiyat gibi dersler verilmiştir.

Meryem Ana Kilisesi

Bu kiliseye giderken biraz arka sokaklara doğru yürümem gerekti. Haritanın göstermiş olduğu yönü takip ederek kiliseye ulaştım. Daha önce hiç Süryani kilisesine gelmemiş biri olarak fazlasıyla meraklı olduğumu söyleyebilirim.

Kilise, 3. Yüzyıldan kalmadır. Zamanla birçok onarım görmüş olup, Bizans devrinden kalma Mihrabı, Roma biçimi kapısı ilginçtir. Kilisede bazı Azizlerin türbesi bulunmaktadır. Diyarbakır’ın en güzel Süryani Kadim Yakubi Mezhebi Kilisesidir.

Meryem Ana Kilisesi

Milattan önce güneş tapınağı olarak kullanıldığı bilinen mabedin üzerine inşa edilmiştir. İçeride bana yardımcı olan kişi, güneş tapınağından kalan bazı parçaların kilise bulunduğu belirtti. Günümüzde de faal olarak kullanılmaktadır. Öğrendiğime göre Süryaniler tarafından kullanılan Aramice dili, dünya üzerindeki ilk dilmiş. Ayrıca Arapça ve İbranice ‘de bu dilden gelmekteymiş. Görmüş olduğum Aramice dili dua kitabı da epey dikkatimi çekmişti.

Ana kiliseyle birlikte kütüphane, patriklik konutu, misafirhane ve lojmanlardan oluşan yapılar topluluğudur ve üç avlusu vardır.
Pek çok tarihi eseri bünyesinde barındıran kilisede, ceviz ağacından yapılmış kapılar, azizlere ait tablolar, el işi gümüş kandiller oldukça dikkat çekicidir.


Süryani kilise kültürünün bir parçası olan patrik mezarlarının kilise içine yerleştirilmesi geleneği, bu kilise için de geçerlidir. Çeşitli zamanlarda kilisede görev yapmış ve görevi başındayken ölen pek çok patriğin ve rahibin mezarları halen kilise içinde korunmaktadır. Ziyaret için 2 TL giriş ücreti alınmaktadır.

Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi

Diyarbakır Evleri’nin özelliklerini en iyi şekilde korumuş evlerden biri Cahit Sıtkı Tarancı’nın doğduğu evdir.

1733 yılında inşa edilmiştir. Cahit Sıtkı Tarancı ve ailesi bu evde intikal etmişlerdir. Cahit Sıtkı Tarancı, çocukluk ve gençlik yıllarının bir bölümünü bu evde geçirmiştir. 1973 yılında Kültür Bakanlığı tarafından satın alınarak restore edildikten sonra, müze olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Bahçesinde küçük bir cafe işletilmektedir. Cahit Sıtkı Tarancı’ya ait olan eşyalar, şiirleri  ve mektupları sergilenmektedir.

Hasan Paşa Hanı

Diyarbakır’ın Osmanlılar tarafından alınmasından sonra, Diyarbakır valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572 yılında inşa ettirilmiş. İnşa ettirildiği zamandan tarih boyunca Diyarbakır’dan geçen seyyahların hemen hemen hepsinin ilgisini çekmiş.

Hasan Paşa Hanı

1612 yılında Diyarbakır’ı ziyaret eden Leh Simeon, şehre geldiği zaman indiği Hasan Paşa Hanı’nı şu şekilde tasvir etmiştir:

…Muazzam kârgir bir bina olan bu hanın 500 beygiri barındırabilecek yer altında iki ahırı, renga­renk demir parmaklıklarla çevrilmiş çok güzel ha­vuzu, üç kat üzerine birçok kârgir odaları vardı…

Handa günümüzde süs eşyalarından antikaya kadar çeşitli eşya satan dükkanlar, kitabevleri ve kafeler bulunmaktadır. Üst kata çıkıp, hanın tamamını iyi şekilde gören bir köşe de kahve içebilir ya da buralara özgü yöresel kahvaltılıkların da içinde bulunduğu nefis bir kahvaltı yapabilirsiniz. Uyarmadı demeyin kahvaltı epey fazla oluyor.

Sülüklü Han

1683 yılında Hanilioğlu Mahmut Çelebi ve kız kardeşi Atike Hatun tarafından yapılmıştır. Bir zamanlar 3 kat olan han, günümüze ancak bir katı gelebilmiş. Bir dönem hekimler tarafından içinde bulunan kuyudan sülük çıkarıldığı bilinmektedir. Şifa amaçlı toplanan sülüklerin burada toplanmasından dolayı hana Sülüklü Han adı verilmiştir.

Restorasyon çalışmalarından sonra otantik bir cafe olarak hizmet vermeye başlamıştır. Çayınızı ya da kahvenizi yudumlarken müzik ya da şiir dinletisi içinde kendinizi bulabilirsiniz.

Diyarbakır Kalesi ve Surları

Diyarbakır Surları,dünyadaki Çin Seddi ,Antakya ve İstanbul surlarından sonra en uzun sur olduğu bilinmektedir.  4 yöne açılan ana kapısı mevcuttur. Uzunluğu 5700 metredir. Burçların üzerinde görkemli kabartmalar ve kitabeler bulunmaktadır. Tam olarak ne zaman yapıldığı kesin bilinmeyen Kale ve surlar, MÖ. 349 yılında Bizans İmparatoru Costantinus tarafından yenilendiği bilinmektedir. Günümüze kadar bölgeye egemen olan devletler tarafından korunmuş ve eklemeler yapılarak günümüze ulaşmıştır.

Surları dış dünyaya 4 kapı bağlıyor :

  1. Harput Kapı ( Dağ kapı ) : Günümüzde devlet güzel sanatlar galerisi olarak kullanılmaktadır.
  2. Mardin Kapı ( Tell Kapısı ) : 909-910 yıllarında onarılarak günümüze ulaşmıştır.
  3. Dicle Kapı ( Yeni Kapı ) : 1240-1241 yıllarında Bizans döneminde yapılmış, basık tek kemerli bir kapıdır.
  4. Urfa Kapı ( Rum Kapısı ) : Osmanlı döneminde Saltanat veya Hümayun kapısı olarak tanınmıştır.
    Osmanlı Padişahları bu kapıdan sefere çıkar ve dönüşlerine kadar da kapının taşla örüldüğü söylenmektedir. Diğer kapılardan farklı ve daha büyüktür.

On Gözlü Köprü

Diyarbakır’ın önemli yapılarından biri olan On Gözlü Köprü, tarih boyunca şehirde meydana gelen savaş ve tehlikelerde ilk korunan yapı olmuştur. Bunun nedeni ise Diyarbakır’a geçmek için kullanılan tek bağlantı olmasıdır. Dicle Nehri’nin üzerine yapılmış olan köprü, 1065 yılında Mervaniler tarafından inşa edilmiştir.

On Gözlü Köprü

Size köprünün hikayesinden de bahsetmek isterim. Çoğunuz bilir Suzan Suzi türküsünü. Diyarbakır’ın güneybatısında, Dicle Nehri kenarında, Kırklardağı vardır. Bu Kırklardağı’nın arkasında Kırklar Ziyareti vardır. Çocuğu olmayanlar, buraya gelip dilek dilerler. Bir Süryani zengin ailenin de hiç çocukları olmuyormuş. Kadın, Kırklar Ziyareti’ ne gelip dilek dilemiş, adak adamış. Bir kızı doğmuş. Adını Suzi (Suzan) koymuşlar. Her yıl doğum gününde, annesi onu süsler, giydirir ve Kırklar’a götürerek, bir kurban kestirirmiş. Suzan böylesine bin nazlarla büyüyüp, güzel bir genç kız olmuş. Müslüman komşularının oğlu Adil’le, birbirlerine aşık olmuşlar. Yine bir doğum yıl dönümünde, annesi Suzi’yi, hizmetçilerle beraber kurbanını kesmek üzere, Kırklar Ziyareti’ ne göndermiş. Arkalarından habersizce Adil de gelmiş. Hizmetçilerin kurban kesme telaşından yararlanan Suzi, Adil’le beraber, dağın arkasına dolanmışlar ve orada sevişmişler. Kırklar Ziyareti, bu beraberliği bağışlamamış ve ziyaret Suzi’yi çarpmış. Kız On Gözlü Köprü‘nün orada, Dicle’de boğularak ölmüş. Suzi’nin ölümünden sonra, Adil de aklını yitirmiş.

Diyarbakır merkeze 3 km uzaklıkta bulunan On Gözlü Köprü’ye toplu ulaşım ya da aracınızla gidebilirsiniz. Köprünün kenarlarında bulunan kafelerde oturup, Dicle Nehri’ni seyre dalabilirsiniz. Düğün fotoğrafları çekmek için birçok çiftte görebilirsiniz.

Gazi Köşkü ( Semanoğlu Köşkü )

Atatürk, Çanakkale Savaşından sonra 1916 yılı Şubat ayı sonlarında 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu, cephesinde görevlendirilmiş, 14 Mart 1916 günü Kolordu Karargahı olan Diyarbakır’a gelmiştir. Diyarbakır surlarının dışındaki Semanoğlu Köşkü Atatürk’e verilmiştir. Atatürk 27 Mart 1917 tarihine kadar bu köşkte kalmıştır.1926 yılında Diyarbakır Belediyesi tarafından Atatürk’ e hediye edilmiş ve o zamandan beri Gazi Köşkü olarak anılmaktadır. Köşk On Gözlü Köprü’nün bulunduğu yerdedir.

Hz. Süleyman Cami

Nasiriye – Kale Camii olarak da bilinen Hz. Süleyman Camii, Nisanoğlu Ebul Kasım tarafından 1155-1169 yıllarında yaptırılmıştır. Caminin bitişiğindeki Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ile Diyarbakır’ın Araplar tarafından alınması sırasında şehir düşen sahabeler yatmaktadır.

Oldukça fazla ziyaretçi akınına uğrayan cami, arap tarzı bir mimariye sahiptir. Kalabalıktan içeri girmek ve hareket etmek oldukça zor. Surların içinde bulunan camiye yürüyerek rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Diyarbakır ve Çevresinde Gezilecek Yerler

Zaman kısıtlı olunca ne yazık ki her yeri gönlünce gezemiyor insan. Sizin vaktiniz olur ve gitmek istersiniz diye diğer yeri de yazıyorum.

Ergani Çayönü: Diyarbakır’ ın Ergani İlçesine bağlı Sesverenpınar Köyü sınırları içinde bulunan Neolitik döneme ait bir höyüktür. Merkeze 65 km uzaklıktadır.

Eği Kalesi vel Kral Mezarlıkları:  Eğil ilçesinde bulunmaktadır. Merkeze 49 km uzaklıkta bulunmaktadır. Kalenin Asurlular tarafında yapıldığı düşünülmektedir. Kümbet biçiminde kayalar oyularak yapılan mezarlıklar ise, yine Asurlulara ait olduğu bilinmektedir. Gidemediğim için üzüldüğüm yerlerden biri kesinlikle.

Hevsel Bahçeleri ( www.milliyet.com )

Ahmet Arif Evi: Merkezde sur içinde bulunan şiar ve gazeteci Ahmet Arif’in evidir.

Erdebil Köşkü: Gazi köşkü ile aynı mimari yapıya sahiptir. Kafe-restoran olarak işletilmektedir. Kafesinde oturup Dicle Nehri’ni izlemeyi kesinlikle tavsiye ederim.

Hevsel Bahçeleri: Diyarbakır Surları ile Dicle Nehri arasında alabildiğine uzanır. Birçok efsaneye konu olmuştur. Unesco Dünya Mirası listesinde bulunan doğal bir sit alanıdır.

Bunlar dışında, Ziya Gökalp Müzesi, Nebi Cami, Arkeoloji Müzesi, Deliller Hanı, Behram Paşa Cami diğer görebileceğiniz yerler arasında.

Diyarbakır’da Ne Yenir Ne İçilir

Tabi ki akla ilk gelen şey et. Yemeklerin çoğu da etli aslında. Başlıca yemenizi tavsiye edebileceğim yemekler:

Diyarbakır Ciğeri, Suriçi’ ndeki gerek sokaktaki arabacılarda, gerekse lokantalarda gönül rahatlığı ile yiyebilirsiniz.

Kaburga Dolması, burası için geleneksel bir durumdadır. Hepinizin bildiği Tavacı Recep Usta’da yiyebilirsiniz.

Hasan Paşa Hanı’ nda mutlaka kahvaltı yapın. Fiyatlar ortalama 25-30 TL den başlıyor.

Meyan kökü Şerbeti, meyan kökünden yapılan bu şerbet şifa olarak bilinmektedir. Açıkçası tatlı bana çok kötü geldi ama yine de bir deneyin.

Sülüklü Han’da Gül Şerbeti için.

Trenle çıktığım yolcuğumun 6.günü Diyarbakır’a geldim. Yola çıkmadan önce birçok arkadaşım tek başına oralara gitmek tehlikelidir. Ne işin var gibi cümleler kurdular. Çılgın olduğumu söylediler. Buradan ayrılıp Malabadi Köprüsü’ne doğru giderken, aslında korkulacak hiçte bir şey olmadığını kendim tanıklık etmiş oldum. Ayrıca Diyarbakır’da bana yardımcı olan Arkadaşım Mehmet Ali’ ye ve Kuzenine çok teşekkür ederim.

Siz bu yazıyı okurken, gezimin bundan sonraki ayağı olan Malabadi – Hasankeyf ve Midyat yazımı yazmaya başlamış olacağım.

Diğer yazıda görüşmek üzere…  diyarbakır

Buradan sonra ki durağım olan Mardin gezi yazım için Tıklayınız

4 comments

  • Recep dedi ki:

    Muhteşem bir yazı tebrik ederim. Yıllardır niyetliyim bir turla Doğuyu özellikle de Diyarbakırı gezmeye ama nasip olmadı henüz. Sayenizde gezmiş kadar oldum.

  • Doğu Temizlik dedi ki:

    Bir Diyarbakırlı ve Diyarbakır’da bir temizlik şirketi olarak memleketimizi bu kadar içten, detaylı ve akıcı bir anlatımla sunduğunuz için teşekkür ederiz. Elinize, emeğinize sağlık…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir